Baska turlu bir sey benim istedigim, Ne agaca benzer, ne buluta benzer; Burasi gibi degil gidecegim memleket, Denizi ayri deniz, havasi ayri hava; Nerde gorduklerim, nerde o bekledigim kiz| Rengi baska,tadi baska. CAN YUCEL

Pazartesi, Şubat 11, 2008

Hem Ozgurluk Hem Laiklik

Kamuoyuna Duyurumuzdur
Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!
Üniversitelerde öğrencilerin kılık kıyafetlerinden dolayı ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmadan eğitimlerini sürdürme hakkını savunuyoruz. Bununla beraber, bu sorunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakarlaşma eğilimini ve kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz. Kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayacak düzenleme, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Bu programın, öncelikle şu unsurları içermesi gerektiğini düşünüyoruz: “Ötekilerin” fiilen baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmalarına karşı açık yasal yaptırımlar getirilmesi, 301. maddenin derhal kaldırılması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, akademik özgürlüklerin güvence altına alınması, Kürt, Alevi ve gayrimüslim yurttaşların eşit hak istemlerinin karşılanması, emekçilerin sendikal ve sosyal haklarının genişletilmesi ve toplumun ezilen-yoksul kesimlerinin her düzeyde yoksun bırakıldıkları eşit ve nitelikli eğitim hakkını kullanmalarının sağlanması... Toplumsal mutabakatın, ancak bu temelde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Demokrasi samimiyet ve cesaret ister!

Etiketler:

Perşembe, Şubat 07, 2008

Su icin(de) 3 ciglik


Etiketler:

Çarşamba, Şubat 06, 2008

Pilleri çope atmayin

Piyasada NiMh sarjlı piller tanesi yaklasık 5 YTL' ye satılmaktadır. 1000
kez sarj yapılabilen NiMh pillerin her kullanım için maliyeti en çok 0,5
kurus olmaktadır. (1 kurus bile değil)
Piyasada 4 tanesi 1 YTL satılan sıradan pillerden
kullanıldığında bir pil 25 kurusa mal olmaktadır.
Ucuz gibi gözüken bu sıradan pillere, sarjlı pillerin tam 50 katı
para ödediğinin kaç kisi farkındadır acaba? Bunun yanında her
kullanımda bu ucuz gibi gözüken pilleri kullananlar, çevreye çok
zararlı atıkların yayılmasına aracılık etmis olmaktadırlar.
Hem çevreniz hem de cebiniz için NiMh sarjlı pil kullanın ve kullandığınız her
çesit pili çöpe değil, özel toplama kutularına atın. Pillerin içeriğinde bulunan
cıva, kadmiyum ve kursun elementleri, kansere, nörolojik bozukluklara, akciğer
hastalıklarına, beyin iltihaplanmasına ve kısırlığa yol açıyor.
0-6 yas grubu çocuklar daha çok etkileniyor. Pillerin çevreye ve
sağlığımıza verdiği zararlar hakkındaki haberimizi vermeden önce
DOĞADER olarak sizlere pillerle ilgili birkaç önerimiz olacak.
· Hiçbir pili çöpe atmayın. (Saat, cep telefonu, dizüstü bilgisayar
pilleri gibi her türlü elektronik aygıtların pilleri dahil)

· Ömrü tükenmis pillerinizi biriktirerek, özel toplama kutularına atın.

· Pil toplama kutularını, muhtarlıklarda, büyük alısveris
merkezlerinde bulabilirsiniz.

· DOĞADER' de, pil toplama kutusu bulunmaktadır. Ömrü
tükenmis pillerinizi biriktirip, DOĞADER' deki pil toplama kutusuna
atabilirsiniz.

· Pil toplama kutularından alınan piller, özel depolarda, zararsız
duruma saklanmaktadır.

· Sarjlı pil kullanın.

· Alkalin ve diğer sıradan piller sarj edilemezler. (Patlar)

· Sarjlı pillerin üzerinde "Rechargeable " yazar.

· NiCd sarjlı pil kullanmayın. (NiCd-Nikel Kadmiyum)

· NiCd piller, sarjlı pil olmasına karsın, içerdiği Kadmiyum
elementi, halk sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır.

· Ayrıca, NiCd piller sahip oldukları "bellek etkisi" nedeniyle
ömürleri kısadır.

· NiMH sarzlı pil kullanın. (NiMH-Nikel Metal Hydride)

· Bu piller yaklasık 1000 kez doldurulabilir.

· mAh değeri yüksek piller daha uzun dayanır. Günümüzde AA
serisi 2700 mAh, AAA serisi 1100 mAh gücünde, çok uzun süre
enerjisini koruyan NiMH pilleri piyasada rahatlıkla bulabilirsiniz.

· Hızlı dolum, pillerinizde "pisme etkisine" neden olarak pilin ömrünü kısaltır.

· NiMH pilleri, tam bosalmadan sarj etmeyin. Kapasitesi azalır.

· NiMH pilleri, yarım sarjdan sonra tam bosalmaya izin verirseniz eski gücüne
kavusturmus olursunuz. (Bellek etkisi sıfırlanır.)

DOĞADER - Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 23, 2008

Kucuk balik yoksa buyuk balik da yok



kucuk balik yoksa buyuk balik da yok! from basak gurbuz on Vimeo.

Greenpeace'den

Denizlerimizdeki balıklar hızla tükeniyor. Akdeniz’deki stoklarımız neredeyse bitmek üzere. Greenpeace yavru balık avcılığının ve satışının durdurulması için acil çağrıda bulunuyor.Çünkü sonuç çok açık : Küçük balık yoksa, büyük balık da yok!
Greenpeace Ekim ayının başında tüm Akdeniz'de balık stoklarının tükenmesine yol açan 'yavru balık' avına ve satışına karşı bir kampanya başlattı. Yavru Balık Projesi’nin amacı çok yüksek miktarlarda yavru balık avlandığını ve satıldığını ortaya koyarak bir an önce önlem alınmasını sağlamak.
Çünkü küçük balık yoksa, büyük balık da yok! Balıklar erişkin boya ulaşmadan avlandığında denizlerimizdeki balık stokları hızlı bir şekilde tükeniyor. Ve bu durum, tüm besin zincirini etkileyen ve deniz ekosistemini neredeyse yokeden ciddi sonuçlara sebep oluyor. Bugün balık hallerinde, pazarlarda ve restoranlarda avlanması yasak olan türlere ve yavru balıklara rastlamak ne yazık ki mümkün. Bu kontrolsüz avcılık çok yakında sofralarımızdan değerli besin kaynağımızı eksiltecek ve bir çok önemli türün yokolmasına sebep olacak. Greenpeace Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın denetim ve kontrol mekanizmalarını ciddi ölçüde arttırmasını talep ediyor.
1) Yavru balık projesi ne demek ve neden 'küçük balık yoksa büyük balık da yok' ?

Yavru balık projesi; Türkiye'deki balıkçılığın denetimsiz, kontrolsüz ve plansız olarak büyümesi sonucu gittikçe artan yasadışı ve aşırı balık avcılığının yol açtığı sonuçlara ve özellikle de tüm balık stoklarının çok hızlı tükenmesine neden olan yavru balık avına ve satışına dikkat çekmek ve durdurmak amacıyla başlatılmış bir projedir. Bu projemizde, Tarım Bakanlığının görevi olan yasadışı avcılığının, denizlerden balık hallerine ve satış noktalarına kadar denetlemesi ve engellemesini talep ediyoruz. Bir yandan da balık pazarları, restoranlar ve tüketicilerin de üzerine düşen duyarlılığı göstermeleri için harekete geçirmeye çalışacağız.

Küçük balık yoksa büyük balık da yok; Her canlı türünün en az bir kez üreme şansı olmalıdır ki türünü devam ettirebilsin. Yetişkin bir balık, türüne göre değişse de, her yumurtlamada binlerce yavru verir, oysa ona bir kez bu şansı vermeden avlarsak soyu tehlikeye girer. İşte bu nedenle, balık stoklarının aşırı ve plansız avlanması sonucu azalması balıkçıların henüz yavru olan balıkları hedeflemelerine neden olmaktadır. Bu da tüm stokların yakın zamanda tükenmesine neden olacaktır, yani yavru balık avlanmaya ve satılmaya devam ederse yakın zamanda erişkin balık da kalmayacak!

2) Türkiye'de pazarlarda ençok satılan/ticari balık türleri (ve deniz ürünleri) hangileridir? Bu türlerin popülasyon durumları nedir?

Türkiye'deki en yaygın ticari türler; lüfer, palamut, hamsi, istavrit, uskumru, kalkan, barbun, tekir, mezgit, levrek, çipura, kefaldir. Bunun yanında daha büyük türler orkinos, kılıçbalığı gibi balıklar da özellikle ihracat ve turizm sektörleri için önemli ticari türlerdir. Ahtapot, kalamar gibi deniz ürünleri de yine özellikle kıyısal turizm alanlarında önemli ölçüde tüketilmektedir.

Türkiye'de hala deniz ürünleri ile ilgili bir stok değerlendirmesi yapılmadığından miktarlarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak bu yıl yayımlanan bir bilimsel çalışmada bugün ticari türlerin pekçoğunun risk altında olduğu görülmektedir (söz konusu çalışma -ingilizce- Greenpeace internet sayfasından elde edilebilir). Ayrıca son yıllarda av sezonlarında görünen dengesizlik de bunun açık bir göstergesidir.

3) Bununla ilgili yasaları ve düzenlemeleri kim hazırlıyor ve yönetiyor?
Bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de balıkçılık ile ilgili yasa ve düzenlemelerden, ve bunların uygulanmasından TC. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı sorumludur. Dolayısıyla, yasadışı balıkçılığın bu kadar endişe verici boyutlara gelmesi, denetimsiz kalması ve uzun vadede balıkçılığın ve denizel kaynakların zarar görmesi de Bakanlığın sorumluluğudur.
Ne yazık ki Türkiye'de su ürünleri kanununa bağlı olarak iki yılda bir hazırlanan su ürünleri sirküleri, pekçok konuda kısıtlamalar, yasaklamalar getirse de bunların uygulanmaması pekçok balık türünün artık aşırı avlanmış olmasına ve tükenmeye başlamasına neden olmuştur. Durumun bu kadar vahim hale gelmesi ise Bakanlığın denetleme ve yaptırımlarını uygulamaktaki yetersizliğinin ve bir balıkçılık politikasının olmamasının sonucudur.
Avrupa Çevre Ajansı'na göre balık türlerinin çoğu güvenli biyolojik sınırları aşacak şekilde avlanmış durumda. Bu nedenle Greenpeace, bu durumun yalnızca Tarım Bakanlığı'nın değil, artık Çevre Bakanlığı’nın da sorunu olduğunu ve ciddi bir çevre sorunu olarak ele alınması gerektiğini düşünmektedir.

4) Yavru balık avlanması ve satılması yasadışı mıdır? Bu konuda diğer ülkelerdeki durum nedir?
Evet, sirkülerde belirtilen minimum balık boylarının altındaki balıkların avlanması ve satılması yasaktır. Yalnızca ağırlıkça hamsi ve istavritte %15, diğer suürünlerinde %5 oranında küçük boylara izin verilmektedir ki bu oranlar şu anda fazlasıyla aşılmaktadır.
Tüm ülkelerin bu konuda belli kısıtlamaları var. AB, bu konuda geçen yıl tarihindeki en yüksek cezayı Fransa hükümetine vererek 58 milyon Euro ödemek zorunda bıraktı. Ancak Türkiye'deki yaptırımlar yeterli derecede uygulanmadığından caydırıcı olamamaktadır.




5) Bu yasaların yaptırımının önemi nedir?
Mİnimum boyların yasalarla tespit edilmesinin amacı, henüz üreme çağına gelmemiş olan juvenil, yani yavru balıkların korunmasıdır. Balık yaşam döngüsü içinde erken avlanırsa, elde edilen verim de büyümesine izin verildiği takdirde elde edilecekten çok daha az olacaktır. Dolayısıyla yavru balık avlanması denizel kaynaklarımızın ziyanıdır. Ancak her geçen gün aşırı avlanma nedeniyle denizlerimizdeki yetişkin balık miktarı azaldığından, gitgide daha çok yavru balık hedeflenmeye başlamış, bunun sonucu olarak da balık stoklarında gittikçe artan bir baskı oluşmuştur.
Söz konusu yasa ve yaptırımlar yavru balık avını maksimum kısıtlayarak zaman içinde çok daha fazla verim alınmasına ve hem deniz kaynaklarının iyileşmesine hem de sürdürülebilir balıkçılığa adım atılmasına yarayacaktır.
6) Bu yasalara uyulmaması ne gibi sonuçlara yol açar?

Dünyada aşırı avlanma denizlere yönelik en büyük çevresel tehdit olarak görülmektedir. Stokların çoğu günümüzde aşırı avlanma kurbanıdır, ve bazı türler -Kanada morinası gibi- hızlı bir şekilde yokolmuştur. Yakın zamana kadar böyle bir çöküş mümkün görünmüyordu, oysa artık yeni araştırmalar dünyada pekçok balık türünde özellikle de büyük yırtıcı türlerde, endüstriyel balıkçılık başlamadan önceki bolluk düşünüldüğünde büyük ve ani bir düşüş olduğunu, göstermektedir.
Akdeniz de bu durumdan payını almakta. Yapılan avların hem çeşit hem de boy olarak kalitesi genel anlamda düşmüş durumda.
Tüm bu veriler, ilgili yaptırım ve yasaların acilen ciddi olarak uygulanmasının ve daha da genişletilerek önlemler alınmasının gerekliliğini kanıtlıyor. Aksi takdirde deniz kaynaklarının tükenmesi ile hem en değerli besin kaynaklarımızdan birini kaybedeceğiz hem de yaşamı buna bağlı olan insanların (öncelikle balıkçıların) geleceğini yokedeceğiz.


7) Deniz Rezervleri (veya deniz koruma alanları) bu durumu ve gidişatı nasıl değiştirebilir?

Gittikçe artan sayıda bilimsel veri kanıtlamaktadır ki, deniz canlıları ve habitatlarının acilen korunması için geniş ölçekli deniz rezervleri ağlarının oluşturulması küresel balıkçılıktaki düşüşü tersine çevirmek için anahtar olabilir.

Deniz rezervleri yetişkin ve yavru balıkların rezerv alanı sınırlarından taşması ve yumurta ve larvaların taşınması ile balıkçılık için fayda sağlayabilir. Rezerv alanları içinde popülasyonlar boyutsal olarak artar, bireyler daha uzun yaşayabilir ve böylece daha fazla büyüme şansı bularak üreme potensiyelini de arttırırlar. Deniz rezervleri, köpekbalıkları, orkinoslar, kılıçbalıkları gibi göçmen balıklar için bile fayda sağlamaktadır. Eğer deniz rezervleri onlar için değerli alanlarda yani yumurtlama, büyüme alanları veya deniz dağları gibi toplanma alanlarında oluşturulursa tehdit edici etkilerden korunmaları kolaylaşır. Geniş ölçekli deniz rezervleri, balıkçılık, maden arama ve atık boşaltımı gibi tüm tahrip edici faaliyetlere kapalı alanlardır. Bu alanlar içinde hiçbir insan faaliyetine izin verilmeyen, örneğin sadece bilimsel referans alanları olarak kullanılan veya özellikle hassas habitat ve canlıların bulunduğu 'çekirdek bölgeler' oluşturulabilir. Bunun yanında kıyı şeridi alanlarında, küçük ölçekli tahrip edici olmayan balıkçılık faaliyetlerine, ekolojik sınırlara uymak ve sürdürülebilir olmak kaydıyla açık olan ve yerel halkın tam katılımı ve kararı ile oluşturulmuş alanlar da tespit edilebilir.Deniz rezervleri, kurulma nedenlerinin başında balık stoklarının korunması olsa bile, sadece aşırı avlanma ile ilgili değildir. Rezerv alanları, deniz yaşamının kirlilik dahil pekçok etkiden korunması için en etkili yollardan biri olarak görülmektedir.
8) Bu yasaların etkili olması için neler yapılabilir?

Greenpeace'in balık halleri ve pazarlarında yaptığı araştırma ve balıkçılarla yaptığı görüşmeler sonucu, yüksek miktarda yavru balık avlandığı ve rahatlıkla satılabildiği gözlendi. Bunun en önemli nedeni varolan sınırlamaların rahatlıkla gözardı edilmesi yani neredeyse hiç kontrol ve denetimin yapılmamasıdır. Örnek vermek gerekirse, Marmara denizinde trol avcılığı yasak olmasına rağmen hala yapılmakta, veya av sezonu kapandığında bile pekçok bölgede endüstriyel avcılığın devam ettiği rahatlıkla gözlenebilmektedir. Avcılığın yasak olduğu özel koruma alanlarında bile avlanma yapılabilmektedir.
Öncelikli olarak acilen yasadışı avcılığın durdurulması için etkin bir kontrol mekanizmasının hayata geçirilmesi, ayrıca deniz yaşamının korunmasını da içeren sürdürülebilir balıkçılık politikası oluşturulması şarttır.

Greenpeace'in yavru balık projesi ile dikkat çekmek istediği nokta budur. Ayrıca bu konuda balıkçıdan tüketiciye herkesin duyarlı ve aktif olması da son derece önemlidir.

9) Tüketicinin ve balık satanların bireysel olarak yapılacekleri nedir?

Balık satıcılarının ve restoranların yapabilecekleri çok açıktır; yavru balık almamak ve satmamak, hatta bu konuda örnek oluşturarak tüketiciyi de bilinçlendirmek. Tüketici ise bu konuda çok önemli bir rol üstleniyor. Tüketiciler yavru balık satın almayarak balık stoklarını ve dolayısıyla deniz kaynaklarını korumak adına ciddi bir baskı oluşturabilirler.

Özellikle tüketicileri bilinçlendirmek ve harekete geçirmek için hazırladığımız sembolik balık boyu ölçüm cetveli ile yasal boyları kontrol edebilir ve bu konudaki duruşunuzu gösterebilirsiniz (www.greenpeace.org.tr). Yalnızca satın almamak değil, aynı zamanda nedenini de belirterek yavru balığa talep olmadığını göstermeniz de çok önemlidir.
10) Bu projenin sonraki aşamaları nelerdir?

Balık pazarlarında yaptığımız incelemelere devam edeceğiz. Ayrıca balık satılan yerlerde tüketiciye ve balıkçıya balık ölçüm cetvelini dağıtarak mümkün olduğunca bu konudaki bilinci arttırmaya devam edeceğiz. Zamanla bu çalışmaya kendi sektörlerinin geleceği için balık stoklarını korumak adına, balıkçı kooperatiflerinin, balık hallerinin, pazarlarının ve restoranların da öncülük etmelerini umuyoruz. Bu amaçla onlarla görüşerek projeyi genişletmeyi hedefliyoruz. Bu girişimlerin yetkilileri de yasadışı avlanmaya karşı daha ciddi önlemler almaya ve denizlerimizin ve balıkçılığımızın geleceği için bir strateji oluşturmalarına yardımcı olmasını bekliyoruz. Bunun ilk adımı da bir sonraki (2008-2010) olan su ürünleri sirkülerinde bilimsel gerçeklere dayanan ve yaptırımların uygulanacağı kontrol mekanizmalarını da içerecek şekilde hazırlanmasıdır.

Cetveliniz burada. Balikciniza cetvel ile gidin yavru baliklari kurtarin

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 16, 2008

Hrant için, adalet için


"artik sadece düsünmenin ve sadece anlamanin da, tekbasina yeterli olmadigini bir gün anlamamiz gerekiyor..."
"bizimle birlikte Türkiye topraklari üzerinde yasayanve bizlerle birlikte bu topraklar üzerinde toprak olmak isteyen gazeteciydi Hrant Dink.."
19 ocak'ta, saat üçte, ayni yerde, AGOS Gazetesi'nin önündeyiz..!azinlik degil, esitlik için,baris için,kardeslik için,hrant icin,adalet için...
Cizgi: Vahit Akça

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 02, 2008

FA ve SOL

“Gam” çekerken dördüncü nota “FA” ve beşincisi de “ SOL” dür.

Beşinci yılına giren AKP iktidarı karşısında portenin ikinci çizgisinde yer alan SOL anahtarı ile yapılacak seslendirmeler de şöyle bir tablo ortaya çıkıyor.

Klasik deyişle 100 yıllık bir dönemi kapsayan anlayışta ortaya konan “tonal” eserler majör ve minör kalıplarda meydana gelmekte ise de AKP iktidarı suresince hep “atonal” sesler duyduk.

1938 sonrası sürekli “minör” tonda seslendirilen “SOL” notası ve SOL anahtarlı eserler değerli besteci ve yorumcu sayın FAZIL SAY’ ın son seslendirdiği eserle “majör” tonda ele alınmak zorunluluğunu ortaya koydu.

“AKP kakofonisinin” irdelenmesi ve icraatının ortaya dökülmesinin nedeni “sanata ve sanatçıya” veremediği değer nedeniyledir.

Değerli besteci ve yorumcu sayın Fazıl SAY, Milli Eğitim Bakanlığı’nın icraatı olarak eğitim ve öğretim kurumlarında müzik ve resim gibi sanatların kaldırılma girişimine dikkat çekti. Eksik söyledi sayın Fazıl SAY. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) sadece bu iki sanat dalına değil Sahne Sanatlarının tümüne karşı tavır almış durumda. Dans ve harekete dayalı eğitim ve öğretime engel olmak için yoğun bir çaba göstermekte.

İstanbul İlinde onbeş milyon kişi yaşamakta. Eminönü ilçesi şehrin atar damarı.Eminönü’ne komşu ilçelerden ulaşım, merkezi bir yer konumunda olması nedeniyle Anadolu yakasından bile tek vasıta ile ulaşmak mümkün.

Hal böyleyken 1938 de kurulan ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 50 metre, Valilik Makamına 100 metre mesafede bulunan Eminönü Halk Eğitimi Merkezi ( eski adı ile HALKEVİ ) bir kitap deposu olarak kullanılmakta, sanat faaliyetleri engellenmektedir.

On bir yıl önce sayın Suna KAN ve sayın Kaya İLHAN’ nın emekli ikramiyeleri ile
Ortaya koydukları ve 10 yıldır “Sahne Sanatları çalışma alanı” olarak kullanılan mekan, şu an açık lise öğretiminde kullanılacak kitapların “ dağıtım ve istiflenmesinde” kullanılan “depoya” dönüştürülmüş durumda.
Onarım yapılacak bahanesiyle 2007 Haziran ayından bu yana kapalı tutulan ve Sahne Sanatları Kursiyerlerine verilmeyen alt salon yanında, açılışı 2007 Mayıs ayında yapılan üst salon da “Aydınlar Ocağı “ ve benzeri “siyasi” oluşumlara tahsis edilerek buralarda AKP yandaşlarına yönelik etkinliklere pazarlanmadır.

Bu güne kadar sahnede cesur denemeler, heyecanlı gençler Nisa-Metin SEREZLİ, Nejat ÖĞÜNÇ, Tuncel KURTİZ, Aden TOLAY, Ülkü TAMER, Güngör DİLMEN, Halit AKÇETEPE, Üstün KORUGAN, Vasıf ÖNGÖREN, Osman AROLAT, Sermet ÇAĞAN, Atilla TOKATLI, Rana CABBAR, Aydın ENGİN, Oktay ARAYICI, Şemsi İNKAYA, Erol KESKİN, Levent DÖNMEZ, Cüneyt TÜREL, Pınar KÜR, Tunca YÖNDER, Zihni GÖKTAY yetiştiren Eminönü Halk Eğitimi Merkezi artık bir “depo” olarak sahne sanatları çalışması yapmak isteyenlere kapılarını kapatmış durumda.


İstanbul’daki üniversite ve konservatuvarların en değerli öğretim ve eğitim üyelerinin 10 yıldır görev yaptığı Eminönü Halk Eğitimi Merkezi, adına yaraşır şekilde “halk için sanat” anlayışını bu güne değin başarı ile sürdürdü. Bir laboratuar olarak etkinliklerini aralıksız devam ettirdi. Çevre halkla beraber “katılımcılığı” teşvik ederek “sanatı” paylaşılan bir düzeye getirdi. Gençlere eğitim verdi. Böyle bir kurumun Milli Eğitim Bakanlığı’nın dünya görüşüne ters gelen anlayışta diye kapatılmak istenmesi sayın FAZIL SAY’ ın işaret ettiği “Toplumda bir grubun diğerini bastırmasının ülkede ahenksizlik yaratması gibi” bir sonuca götürmektedir.Böyle bir kurumun çalıştırılmaması; İnsanların “demokrat” ve “İnsan Haklarına Saygılı” kişiler olmasına engel olarak görülebiliyor Böyle kişilerden yoksun toplumlarda,“eşitlik”-”özgürlük” gibi kavramların bayraklaştığı bir kültür ortamı oluşabilir mi ?

Geç olmadan Eminönü Halk Eğitim Merkezi Sahne Sanatları Kursiyerlerinin çalışma ortamları boşaltılarak iade edilmeli ve siyasi faaliyetler için tahsis edilen salonları -sahneleri çalışmalara açılmalıdır. Aydınlık bir Türkiye için, aydınlıktan korkmamak için bu gereklidir. Bu adımın atılmasını bekliyoruz.

Atatürk Kültür Merkezi, Harbiye Şehir Tiyatrosu ve son olarak Eminönü Halk Eğitim Merkezi “tespih” taneleri gibi dizilmek istenmekte. Ama bu dizilmeye biz de “GAM çekerek” değil demokratik -insan haklarına saygılı- eşitlikçi- özgürlükçü notaları dizerek ses vereceğiz.

Eminönü Halk Eğitim Merkezi
Sahne Sanatları Kursiyerleri
Adına
Dündar İNCESU


Depo olan çalışma alanından bazı fotoğraflar

http://picasaweb.google.co.uk/dincesu/EminNHalkEItimMerkezi

Etiketler:

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Karşı küreselleşmeciler İstanbul da

Foto : Ali Öz 4. Avrupa Sosyal Forumu Atina
Merhaba,
Eylül 2008'de Malmö'de yapılacak 5. Avrupa Sosyal Forumu'nun Hazırlık Toplantısı 30 Kasım, 1-2 Aralık tarihlerinde İstanbul'da yapılacak. Toplantıya yurtdışından 150 kadar katılımcının gelmesi bekleniyor.
Toplantıda Malmö'de yapılacak forumun hazırlıklarının yanı sıra 26 Ocak 2008'de yapılacak küresel eylem günü tartışılacak. Dünya Sosyal Forumu ilk kez resmi olarak, forum yerine tüm dünyada "Başka Bir Dünya Mümkün" başlığı altında eylemler organize etme kararı aldı.
Toplantıların ilk günü (30 Kasım) çok sayıda ağ toplantısı yapılacak. Bunlar arasında "emek ve küreselleşme", "kamu hizmetleri", "eğitim", "savaş karşıtları", gibi birçok önemli ağ bulunuyor.
Forum hazırlık toplantısının bir diğer önemli tartışması ise 2010'da yapılacak bir sonraki Avrupa Sosyal Forumu'nun İstanbul'da organize edilmesi önerisi. Türkiye Sosyal Forumu'nun yaptığı bu öneri 2 Aralık Pazar günü ele alınacak. İstanbul hazırlık toplantısından sonra ASF Malmö için seminer ve atölye önerileri yapılmaya başlanıyor. Dolayısıyla İstanbul toplantısında ortak etkinlik önermek için Avrupalı sendikalar ve sosyal hareketlerle bir araya gelme fırsatı da bulacağız.
Hazırlık toplantısı, 1-2 Aralık tarihlerinde Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampusunda BS1 salonunda yapılacak. Toplantının son hazırlıklarını 28 Kasım'da Makine Mühendisleri Odası – İstanbul Şube'de saat 19:00'da yapacağımız toplantıda ele alacağız.
Her iki toplantıya da katılımınızı bekleriz.
Hüseyin YEŞİL
Türkiye Sosyal Forumu Sözcüsü

Not: 30 Kasım'da yapılacak ağ toplantılarında sadece İngilizce dili kullanılacak, 1-2 Aralık'da yapılacak toplantılarda ise Türkçe simültane tercüme yapılacaktır.

------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --
Türkiye Sosyal Forumu Ofisi
Web: http://www.sosyalforum.org/
E-posta: mailto:tsf@sosyalforum.org
Adres: Katip Mustafa Çelebi Mh. İpek Sk. Zafer Han, No:8, Kat:3
34433 Beyoğlu-İstanbul
Tel: (212) 2433715
Faks: (212) 2433714
Gonullu araniyor
Eylül 2008'de İsveç'in Malmö kentinde beşincisi yapılacak olan AvrupaSosyal Forumunun İstanbul Hazırlık Toplantısı 30 Kasım 1-2 Aralıktarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsündeyapılacak. Toplantılar sırasında yardımcı olacak çok sayıda gönüllüye ihtiyaç var. Yardımcı olmak isteyen arkadaşlar (212) 2433715 ve 05362059121 nolu telefonlardan iletişime geçebilirler. Ayrıca 15 KasımPerşembe günü saat 18.00'de SODEV'de gönüllüler toplantısı yapılacak.İletişim için;Eyüp 05362059121 eyupozer@gmail.com 15 Kasım Perşembe Saat: 18.00'de yapılacak olan gönüllüler toplantısıiçin SODEV'in adresi: İstiklal Cad. Bekar Sok. No: 22/2 Beyoğlu/İstanbul

Etiketler:

Cumartesi, Ekim 06, 2007

Cevreci ogrenciler Isparta'ya

YÖK'ten onay alan SDÜ Meslek Yüksek Okulu 2007-2008 yılı ek kontenjan ile öğrenci alıyor Süleyman Demirel Üniversitesi Aksu Mehmet Süreyya Demiraslan MYO
Isparta ili Aksu ilçesi

Bölümler:
1. Su ürünleri (EA-1) Kontenjan: 50 kişi (Koşul: yok)
2. Çevre Kirlenmesi ve kontrolü (SAY-1) Kontenjan: 50 kişi (Koşul: yok)
3. Organik tarım (EA-1) Kontenjan: 50 kişi Koşul: yok




--
İsmail GÖKDAYI, Yrd. Doç. Dr.
Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Kamu Yönetimi Bölümü, Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı
Doğu Kampüsü, 32260/ ISPARTA.

Süleyman Demirel Üniversitesi YEKARUM
Yenilenebilir Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı.

yekarum.sdu.edu.tr


ADOSD- AKSU ANAMAS DOĞA SPORLARI, TURİZM VE ÇEVRE DERNEĞİ KURUCU BAŞKANI

AKSU ANAMAS KALKINMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKAN YARDIMCISI


Tel : (+90-246)-211 31 92 / 211 30 71 / 211 17 49
GSM : (+90-555 362 56 76) (+90-533 267 57 75)
Faks: (+90-246)-237 09 20
E-mail: ismailgokdayi@yahoo.com

Etiketler:

Çarşamba, Eylül 19, 2007

Hasankeyf'e sadakat

Geçmişi inkar edebilirsiniz. Geçmişe karşı da çıkabilirsiniz. Ama geçmişi yok edemezsiniz. Çünkü ortak geçmiş, bizim de geçmişimizdir.

Güzel bir yaşam, geçmiş ve geleceği birbirine bağlı bir çevrede kurulur. İnsanlar, Çatalhöyük'de olduğu gibi, zaten, geçmişlerini, hafızalarını korumak için yerleşik hayata geçmişlerdir. Aslında geçmişi yok etme gayreti beyhudedir. Geçmişi inkar da öyle. Çünkü insan, geçmişi anımsadığı ölçüde vardır ve geleceğe koşabilir, daha da önemlisi geçmişe bakarak nereye koşabileceğini bilebilir.

Geçmişi yok ederek yapılan her eylem, gün gelir, geçmişin hayaletleri tarafından geri püskürtülür. Bu, tarih ve kültür için de böyledir. Doğa için de. Doğanın kendi belleği de canlı türleriyle devam eder. Yok edilen her tür, doğanın belleğinde bir boşluk yaratır. Bu boşluk, yeri doldurulamaz bir boşluktur, milyonlarca yıl geriye gidebilen bir boşluk. Doğa, bu boşluklarla aylakta durmakta güçlük çeker. Çünkü her türün diğer türe ihtiyacı vardır. Doğanın geleceği, geçmişinin devam etmesine bağlıdır. Geçmişi yok edersen, geleceksiz kalırsın. Hasankeyf'i ikiye bölen Dicle, bir doğa harikasıdır aynı zamanda. Sayısız kuş, hayvan ve bitkinin yaşam suyudur. Hasankeyf kayalıklarında üreyen alaca yalıçapkını, küçük kerkenez, tavşancıl, kızıl akbaba, boz kiraz kuşunun örneğin, yurdudur. Mutlaka yaşatılması gereken bir nehirdir.Hasankeyf'i feda edersek eğer, Ilısu Barajı'nın yılda 3.8 milyar kilovat saat enerji üreteceği hesap ediliyor. Bu enerjiye bu ülkenin ihtiyacı var deniyor. Bu ülkenin enerjiye ihtiyacı var. Hatta bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey, o enerjidir. Ama bu enerji barajın meydana getireceği elektrik enerjisi değildir, Hasankeyf'in enerjisidir.Hasankeyf'i sular altına gömen bir ülkenin, şu kadar kilovat saat enerji için bunu yapan bir ülkenin, böyle bir ülkenin, geleceğini, elde edeceği elektrik aydınlatamaz.Hasankeyf, Hesna de Kepha, Hısn Keyfâ, Cepha, Kastron Piskephas... Bu isimleri almış tarih boyunca. Biz de, Hasankeyf'i sonsuza kadar yok ediyoruz. Artık yeni bir isme gerek yok. Ne keyif ama!Hasankeyf'in tarihinin Asur ve Urartu'ya kadar indiğini tahmin ediliyor. Daha kim bilir ne sırlar saklıyordur kalesi. Hasankeyf'in bugünkü adının kökeni Asurca ''kipani''den (kaya) geldiğini biliyoruz. Bu ad daha sonra `kaya kalesi' olarak Arapça söylenişiyle günümüze kadar gelmiş. Günümüze kadar. Hısn Keyfâ melikesi kentini, fethe gelen Halid bin Velid'in eline hiç savaşmadan teslim etmiş, böylece kenti yıkımdan kurtarmıştı. İkinci Dünya Savaşı'nda sivillerin üzerlerine bombalar yağdıran ölüm makineleri bile, anıtsal yapıları ve kültürel kıymetleri yıkmamaya özen göstermişti.En son 1260'daki Moğol istilası sırasında yakıp yıkılan kentti Hasankeyf, Osmanlılar zamanında da ticari bir kavşaktı, ama bir daha o eski ihtişamına kavuşamadı. Son darbeyi indirmek bize kaldı. Roma'nın olmuş, Bizanslıların olmuştu, sonra Artuklu, Eyyübi ve Akkoyunlu sahip çıkmış, yaşatmış ve yüceltmişti. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti, Hasankeyf'i bitirecek mi? Türkiye Cumhuriyeti, kendi tarihini, kültürel tarihini, doğa tarihini, geriye doğru silerek mi yazıyor? Halfeti, Zeugma, Allonoi ve diğerleri...Hasankeyf'in kalesi bu kadar dirençsiz mi?Bize, Hasankeyf'i korumak yok etmekten daha fazla enerji verir.

Özcan Yüksek

Etiketler:

Pazar, Mayıs 13, 2007

ÇİFTÇİ SENDİKALARI: GDO’LU MISIR İTHALATI DURDURULMALI, İTHAL EDİLENLER İMHA EDİLMELİ!

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, Tarım, Orman ve Köyişleri Kom. Bşk. Vahit Kirişçi, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sos. İşl. Kom. Bşk. Cevdet Erdöl, CHP, DYP. DSP, ANAP ve MHP’ye birer mektup göndererek GDO’lu ithal mısırların imha edilmesini ve ithalinin durdurulmasını talep etti. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu Dönem Sözcüsü Abdullah Aysu İmzalı mektup:GDO’LU MISIR İTHALATI DURDURULMALI, İTHAL EDİLENLER İMHA EDİLMELİ!Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), genetiği değiştirilmiş ürün yetiştirmede ABD’den sonra ikinci sırada yer alan Arjantin’den ithal ettiği mısırları yurdumuza getirdi, getirmeye devam ediyor.Günlük yaşamda yaygın olarak tükettiğimiz gıdalar olan mısır ve soya, dünyada en fazla tüketilen genetiği değiştirilmiş ürünlerdir. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soyadan elde edilen gıda maddelerinin etiketlerinde bilgi verilmediğinden dolayı da tüketiciler bunları bilmeden tüketmektedir.Genetiği değiştirilmiş gıda maddeleri ile beslenmenin yol açtığı sorunlarla ilgili iki kısa örnek vermek konunun ciddiyetini kavramak açısından yerinde olacaktır.Rusya Bilim Akademisi’nden Dr. Irina Ermakova deneyinde bir grup fareyi GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) soya, bir grubu ise normal gıdalarla besledi. GDO’lu soya ile beslenen farelerin yavrularının %55.6’sı doğumdan sonra üç hafta içinde ölürken, normal gıdayla beslenenlerde bu oran %6.8 oldu. Ayrıca, GDO ile beslenenlerin yavrularının %36’sının doğum ağırlığı olması gerekenin altındaydı.Dr. Arpad Pusztai’nin genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sisteminde çökme, kan yapısında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü.Deneylerle bulunan bulgular bunlar…Ayrıca kendi ülke koşullarımızın elverdiği ve çiftçilerimizin üretebildiği ürünlerin ithal edilmesinin, ithalatın yapıldığı ülke ve çiftçilerinin desteklenmesi anlamına gelmektedir; yanlıştır! Biyoçeşitliliğimiz, ülke ekonomimiz ve sağlığımız için risk oluşturacağı ortada olan bu mısır ithalatı kabul edilemez bir yanlış uygulamadır. Bu yanlış politikada ısrar edimemeli, vazgeçilmelidir.Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu olarak;• TMO’nun GDO’lu mısır ithalini doğru bulmuyor ve onaylamıyoruz.• Ülkemiz iklim koşullarında üretebilme olanağımız olan mahsullerin ithal edilmesine karşıyız.• Yukarıda sakıncaları belirtilen GDO’lu ürünlerin devlet eliyle ithalini ve ithal izni verilmesini kabul edilemez buluyor ve bir yönetim kusuru olarak görüyoruz.Bu nedenle;• İthal edilen mısırların imha edilmesini,• GDO’lu ürünlerin ithalinin durdurulmasını istiyoruz.GDO’lu ürünlerin sağlığımıza, biyoçeşitliliğimize ve ülke ekonomisine olabilecek olumsuz etkisini önlemek ve bu alandaki kargaşayı hukuksal bir zemine oturtmak amacıyla zaman geçirmeksizin Biyogüvenlik Yasası’nın halkımızın istek ve çıkarlarına uygun bir doğrultuda çıkarılmasını talep ediyoruz.
10 Mayıs 2007
Abdullah AYSU
ÇİFTÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONLAŞMA PLATFORMU DÖNEM SÖZCÜSÜ

Etiketler:

Salı, Mart 20, 2007

Bitlis Mutki Çığı 2 İlköğretim okulu

Merhaba,Benim asıl görev yerim İstanbul ancak şuan Bitlis'te asker ögretmenlik yapıyorum. Biz sizden eğitimcilerden, derneklerden ve duyarlı kişilerden destek bekliyoruz. Çalıştıgım köy okulunda imkanlar çok kısıtlı okulumuz yetersiz. Belki sizin abalarınızla bir kampanya yapıp güzel şirin bir okul kurabiliriz.
Saygı ve sevgilerimizi sunarız...Taner ÖZ
Sınıf Öğretmeni
Çıgır 2 İlköğretim Okulu
Bitlis-Mutki
İhtiyaç Listesi:1. *Fotokopi Makinesi(Bizim için çok önemli etkinlikleri yapmada ve öğrencilere sunmada çok zorlanıyoruz.)2. *Kırtasiye Malzemeleri:(Defter,Kalem, Silgi,Boya Malzemeleri, Kalemlik, Kartonvb.)3.*Fen-Edebiyat Deslerinde kullanabilecegimiz her türlü araç-gereç,deney malzemeleri4.*Kaynak kitaplar5.Etkinlik kitapları6.*Anasınıfı malzemeleri(Okulumuzda anasınıfı açılmasına ragmen malesef hiçbir araç gereç ve malzememiz bulunmamaktadır)7.*Hikaye Kitapları8.*Egitim CD leri ve dökümanları9.*Çanta(Bir kaç öğrenci dışında hiç bir öğrencimizin çantasıbulunmamaktadır.)10.*Ayakkabı11.*Önlük12.*Her türlü giyim eşyaları13.*Kışlık kaban,montOkulumuzun adresi:Çığır 2 ilköğretim Okulu-Çığır KöyüMutki-BİTLİSOkulumuzun telefonu bulunmamakta. Başvurumuzu yaptık ama malesef baglanmadı.Köyümüzde sadece Turkcell çekiyor avea hattıda malesef çekmiyor.Telefon:05327904502Avea ile Bitlise indigimizde konuşabiliyoruz ancak:05056576354web:http://cigir.cjb.netBurdaki şartları kimseye anlatamıyorum.Burası ayrı bir dünya şartlar çok zor yaşanmadan bilinmiyor.Mutki ilçemiz araştırmaya göre Türkiye'nin şartları en zor olan 5 ilçesinden biri seçilmiş.Gerçektende çok dogru:)

Etiketler:

Cuma, Şubat 16, 2007

Çağrı

Kamuoyuna,

Bizler yaklaşmakta olan “ekolojik felaket”in
baş aktörü olarak gördüğümüz ve yıllardır bunu
çeşitli yollardan anlatmaya çalıştığımız KÜRESEL ISINMA yı önlemek için bir Platform oluşturmaya başladık.

Bizzat sizi veya bağlı olduğunuz yada temsilcisi olduğunuz kuruluşu platformda yerinizi almaya davet ediyoruz.
Her birimizin yıllardır verdiği çalışmalar,bilgilendirme,etkinlik yada eylemler bizi,Küresel ısınmayı ancak bugüne taşımıştır.
Ancak hepimizin malumu doğa daha fazlasını kaldıramadığını bir şekilde kendini koruma mekanizmasını çalıştırıp sözünü ettiğimiz kuraklık,beraberinde hızla buzul çağına girmemizi,çocuklarımızın değil bizimde yaşayabileceğimiz son raporlar gösteriyor.
Ama hala bir şeyler yapılabilir.Ve bunun için size ve kuruluşunuza da görev düşüyor.

Bu daveti lütfen bir görev yada kuruluşunuzun acil toplantı gündemi olarak alacağınız
bir ALARM olarak değerlendirip gereğini yapalım.
Önce iletişimimizi sürdürdüğümüz internet iletişim grubuna mektup gönderip alabilmeniz için
antikarbon-subscribe@yahoogroups.com adresine bir mektup atarak başlayın.
Eğer teknik bir sorun yaşarsanız antikarbon-owner@yahoogroups.com
adresine bildirerek bizim yardım etmemizi sağlayabilirsiniz.

Sizleri http://groups.yahoo.com/group/antikarbon sitesinde birlikte Platformu kurmaya,ilk toplantımız
KONGRE’yi hazırlamak üzere bekliyoruz.

Anti-Karboncular
Küresel Isınmayı Önleme Platformu girişimi

Etiketler:

Google
 
Web alterblogalisation.blogspot.com

Alterblogalisation

↑ Grab this Headline Animator