Baska turlu bir sey benim istedigim, Ne agaca benzer, ne buluta benzer; Burasi gibi degil gidecegim memleket, Denizi ayri deniz, havasi ayri hava; Nerde gorduklerim, nerde o bekledigim kiz| Rengi baska,tadi baska. CAN YUCEL

Cumartesi, Mart 03, 2007

Trakya, Ergene, Pavli (3)

“...Bir köprü geçtim
yarısında fenerler pırıl pırıl
yarısı kapkaranlıktı...”
Nazım Hikmet

Rivayet o ki:
köprü Pavlu adlı bir usta tarafından yapılır. Yapım sırasında tüm çabalara rağmen orta kemeri tutturmak bir türlü mümkün olmaz. Pavlu usta, bir yiğidin kurban edilerek duvarın içine gömülmesi ile kemerin ayakta kalabileceğini söyler. Çare olarak, kendilerine her gün yemek taşıyan kadınlar arasında kura çekilir, her kim ki kurada çıkarsa kurban edilecektir. Ertesi gün yemek getirecek kadına kura isabet eder, kadın yeni doğum yapmıştır ve çocuğunu emzirmektedir. Kadın kemere sıkıştırılarak kurban edilir ve böylece kemer tamamlanır. Sonrasında, her cuma gecesi köprü ayağında ağlayan kadın sesi duyulduğu ve iki taş arasından süt aktığı söylenir. Pehlivanköy adının bu rivayete dayandırıldığı da ifade edilir.



İŞTE bu köprünün yanıbaşı rivayete inat, bir şenliktir şimdi... “yarısında fenerler pırıl pırıl, yarısı kapkaranlık...” İşte bu pırıltıların yanıbaşındaki karanlık; bir zamanlar, Trakya’yı sevgiyle saran, kendine sanki “Trakya’nın Nil’i” hayranlığıyla baktıran Ergene’dir. Yanıbaşındaki bu görkemli şenliğin sesini duymaz artık... Kendinden bir şeyler yitirmiş insan misali; kirlenen suları ile, orada öylece sessiz, tarihte, kendisi için (sanki) boşa feda edilen bir yüreğe yanar gibi durur... Geçmişte su demek, 10.000 dekarlık Ergene Havzası için hayat demekti... Onlarca, yüzlerce ton buğday, şekerpancarı, çeltik, ayçiçeği demekti... Kısaca verimli bir Trakya demekti... Ayçiçekleri yani Günebakanlar, en soylu kalabalıklarıydılar Ergene’nin. Sonrası daha zordu Ergene için.. Kirlenen birçok şey gibi, Ergene de nasibini aldı bu kirlilikten. Ve günebakanlar birer birer eğdiler başlarını...
Yine bir rivayet

Osmanlı padişahı Abdülaziz güreşe meraklı olduğundan ve kendisi de pehlivan olduğundan, zamanın ünlü pehlivanlarını cariyeleriyle evlendirir. Padişah bu pehlivanlara toprak vererek, onları Büyükmandıra ve Pehlivanköy civarındaki verimli topraklara yerleştirir. Tarihçilerin belirttiğine göre, bölgede isim yapmış pehlivanların yetişmiş olması bölgenin cumhuriyetten sonra Pehlivanköy olarak anılmasına neden olmuş. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yörede önceleri Rumların ve Çerkezlerin yaşadığı bilinmektedir. Pehlivanköy I. Dünya Savaşı sonrası Yunan işgaline uğramış ve önemli direnişlerin merkezi olmustur.

GÜNEŞ doğuyor ve sabaha, pis bir Ergene kokusuyla uyanıyor Pavli...
Eylül sabahlarının serinliğine inat, rüzgar alıp başını kaçıyor. Rivayetteki o meşhur pehlivanların aksine, ”pes” etmiş bir görüntü veren Ergene, güneşin ilk ışıklarıyla, kendini olduğundan farklı göstermeye çalışıyor... Ama belli ki; hala ve hayli yorgun... O’nun bu hali, dalıp giden gözlerimizin önüne; geçmişteki tanıklıklarını getiriyor. Aynı, eskiden olduğu gibi taşkın ve coşkulu...

Söğüt dallarının sularını yaladığı kıyısında sabahlara kadar yakı
lan ateşlerden, Güzel Marmara (köpek öldüren) eşlikli muhabbetlere,
hey gidi “Miryana, Sazan, delikanlı Hasan” dedirten, delikanlı ve
bıçkın arkadaşlıklardan, güzel buluşmalara ve “Arzu ile Kanber”i
kıskandıracak nice aşklara kadar...

1 Comments:

Blogger Kültür Mantarı said...

malesef ergene kirliliği artık dayanılmaz durumda. ve kimsenin umrunda değil..

http://seferkilic.blogspot.com/2007/02/ergen-nehri-varmyd-1.html
http://seferkilic.blogspot.com/2007/02/ergene-nehri-rme-balad.html

6:03 ÖS

 

Yorum Gönder

<< Home

Google
 
Web alterblogalisation.blogspot.com

Alterblogalisation

↑ Grab this Headline Animator